AİLEMİZİN KÖKENİ

Güleryüz ailesine ait eski Kur'ân-ı Kerîm'in arka sahifesinde yazılı olan menşeimizi (kökenimizi) anlatan Osmanlı Türkçesi ile yazılmış metin:

MENŞEİMİZ

       Babalarımızın ecdadı Hazar Türklerinden, Davut Han'ın oğlu, Abdullah Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın Kafkasya’yı ilhakı sırasında rehine olarak alınıp Malatya’da vali olan oğlu ikinci Selim’in yanına, Saray adap ve erkânını öğrenmek üzere verdiği dairede beraberce yaşarlar iken, bir hanzade olan Abdullah ile Selim Han, çocukluğundan beri aynı mütekabil hürmeti besleyerek okumalarını beraber yapmışlar ve yek diğere ibrik tutup karşılıklı olarak büyümüşler. Vaktaki Sultan Selim Han, on birinci padişah olunca ibrik tutup abdest alırken Abdullah Paşa‘ya Sultan Selim aynı hareketle ibriğe davranınca Paşa, Sultan Selim’e, “Sen şimdi Halife-i rû-i zemînsin sana hizmet bana düşer”, diye hatırlatmada bulunmuş böylece bir müddet sarayda beraberler iken Rumeli Beylerbeyliğinin inhilali üzerine ceddimiz, Rumeli Beylerbeyi olarak merkez olan Silistire’ye gönderildi ve orada tavattun etti. Çok geç evlenen Abdullah Paşa'nın 93 yaşında ikiz çocuğu oldu, büyüğüne Ahmed, küçüğüne Mehmed ismi verildi. Ve ecdadın böylece gelen iki oğlundan büyüğüne Ahmed küçüğüne Mehmed isminin verilmesi ihtiyat haline geldi.
Kaçıncı göbekten sonra gelenlerden Ahmed Paşa'ya, evvelâ Sultan Mahmûd-u sânî ve Mecîd-i evvel-i misafir olarak Silistire’yi ziyarete geldiklerinde Silistre'nin karşı yakasındaki Balçık’da kısa bir zamanda bir kasır yaptırıldı. Ve padişahlar burada misafir edildi. Bir gün padişahlardan biri, "Ben ömrümde bu kadar nefis yemek yemedim, paşaya söyleyin de ahçısını bana versin" demiş. Rikaba mahsus adamlardan biri, "Padişahım, paşalar yalnız kendi karılarının yaptığı yemeği yerler, efendimize berai ihtiram onlar yapmıştır" demiş.
Bir gün, "Bir kılıçda yetmiş kat keçeyi kesen varmış" diye telehhüf edilirken "Padişahım, biraderim Mehmed Bey’de bu emrinize âmâde" diyen Ahmed paşa, Mehmed Bey’i çağırmış. Huzurunda ıslak keçeleri yerleştirmiş ve bu ıslak keçelere bir paya çalmış. Padişah gülümsemiş, keçeler olduğu gibi duruyormuş. Mehmed Bey’e "Omadı" demiş Mehmed Bey keçelere yaklaşıp ucu ile dokununca kırk kat keçenin ikiye bölündüğünü anlamış. Mehmed Bey’in bu büyük maharetini gördükten sonra padişah (Sultan Mahmûd-u evvel olması ihtimali kuvvetli) Mehmed Bey’e belindeki murassâ kılıcını çıkarıp "Bu kılıç benden ziyade sana layık" diyerek hediye etmiş.
Kırım Harbi sıralarında olduğunu tahmin ettiğim bir Rus savaşı sırasında Silistre Rus orduları tarafından istila ediliyor, ceddim Veysel Bey’in annesi hamile. Bunları esraf olarak esir sıfatı ile bir araba içinde Varşova'ya sevk ediyorlar. Epeyce uzun süren meşakkatli bir yolculuk esnasında bir gece bir Türk süvarisi peydah olup arabaya yaklaşıyor arka perdeyi aralıyarak içerdekilere hitap ediyor "Sizin bu gece bir erkek çocuğunuz dünyaya gelecek, ismini Veysel koyun" diyor, atını mahmuzlayıp uzaklaşıyor. Filhakika o gece Veysel bey dünyaya geliyor. Bu süvari için Hızır Aleyhüsselâm gibi birçok rivayetler söylenmişti.
Bu harbin hitamında Silistre tekrar Osmanlılara iade ediliyor. Ceddimin ceddi, Veysel Bey'i asker yapmak için İstanbul’a gönderiyor. Veysel ilk Mekteb-i Harbiye mezunu olarak topçu zabiti oluyor. Rütbesi arttıkça ahrardan olup hürriyet taraftarlığı beliren Veysel Bey, Paşa yapılmayıp Miralay olarak İşkodra kalesi komutanlığına tayin ediyorlar.

Hüseyin Halit Güleryüz’ün Anlatımından Kökenimizin Devamı:

1293’de Silistre’nin istilasından sonra nihayet büyük babam bir gemi kiralayarak hep beraber İstanbul’a hicret etmişti, bir ara İstanbul’da Galata Köprüsünü geçerken kont Ziçi’ye rastlamış evvelce Viyana’da Beraberce gezip eğlendiği arkadaşlarından, nasılsın ne haber derken onun İstanbul’da Avusturya Macaristan büyük elçisi olduğunu öğrenmiş. Babam Şam’da teftişde iken Çatalca’dan top seslerini (Balkan harbinde) duyan büyük babam kederinden ve zatürreden öldü. Annem,  İstanbul’da mektep müdürü şerif (sülalei resulden) Mustafa Bey’in oğlu şerif Mehmet Bey’in kızı olup ilk erkânı harbiye mezunu (enderunda tahsil gören) binbaşı olarak iştirak ettiği 1293’de Hasan kalede şehit düştü.

Aşağıda, Silistire'deki Büyük Babamızın Konağı Görülmektedir

(Bu bina günümüzde Osmanlı Müzesi olarak kullanılmaktadır)

© Site Yapımı : H.Veysel Güleryüz (Tüm Hakları Saklıdır) | İletişim : http://www.veyselguleryuz.com